Doğadan aldığımızı doğaya veriyoruz…

Yerlim markalı organik ürünlerin yaratıcısı Gürsel Tonbul, her geçen gün artan ürün yelpazeleri ile Türkiye pazarında yer aldıklarını söyledi.

Tarım Gündem Röportaj

Yerlim markalı organik ürünlerin yaratıcısı Gürsel Tonbul, her geçen gün artan ürün yelpazeleri ile Türkiye pazarında yer aldıklarını söyledi. Tonbul, ‘ Doğadaki hiçbir şey çöp değildir. Biz de bu bilinçle, doğadan aldığımızı doğaya geri veriyoruz’ dedi.

Gürsel Tonbul’un ‘Organik tarım’ yolculuğu 20 yıl önceye dayanıyor. Ziraat eğitimi almamış olmasına rağmen, kendi ailesi ve yakın çevresinin toprakla iletişim ihtiyacını gidermek için kurduğu çiftliği, bugün onlarca organik ürün üretilen büyük bir işletme halini almış durumda. Türkiye’yi ‘Organik Tarım’ kavramıyla tanıştıran Gürsel Tonbul, bu kavramın yaygınlaşması ve daha geniş kesimler tarafından kabul görmesi için de çalışmalarını sürdürüyor. Geleneksel üretim yöntemlerinden faydalanarak ürettiği yerel, organik ve butik ürünleri özellikle iç piyasada satışa sunuyor.

Gürsel Tonbul’la yaptığımız söyleşi de, Yerlim markasıyla piyasaya sundukları ürünleri, Türkiye’de ve dünyada organik tarımla ilgili yaklaşımları, organik pazarların önemini konuştuk. İşte Gürsel Tonbul’un söyledikleri….

Siz organik ürünleri tercih eden insanlara Yerlim markasıyla geniş bir yelpaze sunuyorsunuz. Bu süreç nasıl başladı?  

Organik üretimde bizim temel felsefemiz; toprağın bize verdiği gıda olabilecek her bir zerrenin insan, hayvan ya da toprak gıdasına dönüştürülerek tekrar kazanılmasıdır. Aslında doğadaki hiçbir şey atık değildir. Bitki-hayvan ve insan zinciri oluşturularak doğanın dengesi korunabilir. Bu dengenin herhangi birinin lehine diğerlerinin aleyhine bozulması durumunda zincir kırılır. Biz, bu nedenle olabildiğince çok çeşitte, insan gıdası olabilecek her bir zerreyi, geleneksel ürün profilini bozmadan, lezzetli bir biçimde yaratıyoruz. Örneğin, sadece domatesten 10’un üzerinde ürün elde ediyoruz. Domatesi kurutuyoruz, salçasını yapıyoruz, çeşitli soslar elde ediyoruz gibi. Aynı şekilde turunçtan reçel, ekşi, yağ elde edebiliyoruz. Bu üretimleri yaparken düsturumuz, tamamen geleneksel (atalarımızın geleneği) üretim yöntemlerinden faydalanarak yerel ve organik ürünler elde etmek. Bunlar tamamen butik ürünlerdir. Zeytinyağı ihracatı yapıyoruz. Diğer butik ürünlerimizi yurtiçi pazarda butik organik ürün mağazalarında satışa sunuyoruz. 

Bildiğim kadarıyla zincir mağazalarla çalışmıyorsunuz. Neden?

Evet, zincir mağazalarla çalışmıyoruz. Çünkü bu mağazaların alım&satım anlayışı, organik ürünü hak ettiği yere koymuyor. Avrupa ve ABD’de organik gıda ürünlerinin yanı sıra tekstil, oyuncak ve her türlü organik ürün gibi ayrı bir departmanlarda sergilenir, ayrı depolarda saklanır ve eğitimli satış elemanları tarafından müşterilere tanıtılır. Oysa Türkiye’de bu ürünler ayrı bölümlerde sergilenmiyor. Aynı reyonlarda sayısız çeşit ve fiyatta ürünle rekabet edebilme şansı yoktur organik ürünlerin. Türkiye’deki zincir mağazalarda organik ürünlerle ilgili ayrı bölümler yurtdışındaki gibi oluşturulmadığı müddetçe de bu mağazalarla çalışmanın sürdürülebilir olduğunu düşünmüyoruz. 

Türkiye’de ve dünyada organik tarımla ilgili farkındalık artıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? 

Organik tarımla ilgili farkındalığın artmasının, son yıllarda özellikle çocuklarda görülen bağışıklık sistemine bağlı hastalıkların artmasıyla doğrudan alakalı olduğunu düşünüyorum. İmmün sisteme bağlı hastalıkların, örneğin alerji gibi, artmasının gebelik öncesi anne- babaların beslenmesinden bile kaynaklandığının anlaşılması organik tarıma yönelişi arttırdı. Aynı şekilde kız çocuklarda 6-7, erkek çocuklarda 9-11’e inen ergenlik yaşı ve obezite konusunda doktorlar ciddi uyarılarda bulunuyor. Çünkü, anne ve baba ne ise çocuğu da o oluyor. Aslında organik tarımla ilgili insanlar zorunda kaldıkları için farkına varıyorlar. Bizim gibi organik ürün üretenlere en çok kanser hastaları, orta yaşlarda iyi eğitimli orta gelir grubu düzeyindeki genç anne- babalar ve adayları ile lezzet avcıları başvuruyor.

Organik pazarların sayısı her geçen gün artıyor. Tüketici ile üreticiyi buluşturan bu pazarları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Organik pazarlar, organik ürünlerin varlığını ve bu ürünlerin halka da açık ürünler olduğunu göstermesi bakımından büyük önem taşıyor. Ben, akredite kontrol kuruluşları ve bakanlık görevlileri tarafından kontrol edilen pazarların güvenli olduğunu düşünüyorum. Organik ürün tüketen kişilerin, bu ürünleri tercih ederken çeşitli kriterleri göz önünde bulundurmaları gerekir. Yani, üreticileri ya da pazarcıları seçmeleri gerekir. Bu üretici ile tüketici arasında olması gereken bir diyalogdur. Biz, organik ürünleri tercih eden kişilere, bu ürünlerin üretildiği çiftlikleri ziyaret etmelerini öneriyoruz. Çünkü, biz tüketicilerin kendi üreticilerini seçme hakkına sahip olduklarını düşünüyoruz. Bu bağlamda bizim çiftliğimizin kapıları ilgili tüketicilere açık. Buraya Türkiye’nin her yerinden ziyaretçiler geliyor. Biz, bu konuyla ilgili olan herkesi çiftliğimizde ağırlıyoruz.

Organik tarımla ilgili yasanın çıkması bu sektöre ilgiyi artıracak mı?

Başlangıçta organik tarımla ilgili Türkiye’deki en büyük sorun, bir yasanın olmamasıydı. Ben ilk işe başladığımda yasa yoktu ve dolayısıyla pek çok şey daha zordu. Şu anda her ne kadar eksikleri olsa da üreticilerin izleyecekleri yolu anlatan bir yasamız var. Bu iyi bir durum. Ayrıca bakanlığa bağlı Organik Tarım Komitesi, ulusal ve uluslar arası tüm gelişmeleri yayınladığı için, bizler bilgiye daha kolay ulaşabiliyoruz. Son yıllarda, konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin artması ve gelişmesi bilgi paylaşımını da artıran bir gelişme. Umuyorum, bu çabalar daha çok insanın organik yaşamla tanışmasını sağlayacaktır. 

 

 

Top